Çevre Mühendisliği Nedir ?

lavabo

Çevre Mühendisliği öğrencisi olarak ,

  • Çevre Mühendisliğinin tarihçesini,
  • Çevre Mühendisliği bölümünün Dünya’da ve Türkiye’de nerede olduğunu,
  • Çevre Mühendislerinin uzmanlaşabileceği alanları,

Yarınlarımızı iyileştirmek adına alternatif çözümler sunarak, doğal kaynakların korunmasını hedefleyen politikaları ve teknik gelişmeleri sizlerle paylaşacağım.

Geçtiğimiz günlerde 22 Mart Dünya Su Günü’nü geride bıraktık, sadece bu günlerde ve mevsim geçişlerinde gündemimize aldığımız su kaynakları konusunu markalaşmış bir ifadeyle ‘’Su Hayattır’’ diyerek gündeminize taşımak istiyorum.

Çevre Mühendisliğinin Tarihçesi

Çevre Mühendisliğinin uygulamaları medeniyetlerin başlangıcına kadar uzanır. İnsan grupları yerleşik hayata geçip kalıcı yerleşim yerlerinde yaşamaya başladığından beri temiz su temin etmek, katı atıklardan uzaklaşmak ve kanalizasyon sistemleri inşa etmek zorunda kalmışlardır. Eski şehirlerde, içilebilir su kaynağına ulaşmak hayatta kalmak ya da yok olmak anlamına gelmekteydi. Su kuyusu, su kemerleri inşa eden insanlar ile şehir duvarlarını , mancınıkları ve savaş aletleri üreten insanlar aynı kişilerdi. Bu insanlar eski uygarlıkların mühendisleriydi.

Şehirlerin büyümesi ve büyük ölçekli endüstrilerin kurulması, su ve atık yönetimini zaruri hale getirdi. Su ve atık yönetiminin olmamasından dolayı sudan ve atıklardan kaynaklı hastalıklar insan varlığını tehdit eder hale geldi. Bu sebeple toplum sağlığı ile ilgilenmek üzere çalışmalar yürütmesi üzerine Büyük Britanya’da İnşaat Mühendislerine ‘’Toplum Sağlık Mühendisi’’ ve ‘’Sağlık Mühendisi’’ ünvanı verilmiştir. Böylece günümüz Çevre Mühendisliğinin temelinin 19.yüzyılın sonlarında atılmış olduğu görülmektedir. Şehirlerin büyümesi, temel gıda maddeleri gibi endüstrileşmeye olan ihtiyacı da arttırdığı için çiftçilik , tarımsal faliyetler ve fabrikaların sayılarının artması, hava kalitesi ve toprak kirliliği gibi konularda da endişe duyulmasına, bu olumsuzluklarla mücadele politikalarının artmasına neden olmuştur. Bu politikaların bilimsel temellere dayandırılması için günümüzde ;

Çevre Mühendisleri,

Biyologlar,

Kimyagerler,

Birlikte çalışmalar yürütmektedirler.

Günümüzde Çevre Mühendisliği

Türkiye’deki hızlı, plansız ve geniş kalkınma faaliyetleri ciddi çevre sorunlarına yol açmaktadır. Çevre zararlarının en aza indirilmesi ve sürdürülebilir kalkınmaya olan ihtiyacın artması sonucu endüstride, kamu ve denetim kurumlarında çalışabilecek nitelikli Çevre Mühendislerine olan ihtiyaç artmıştır.

Temel olarak Çevre Mühendislerinin görevlerini;

  • Hava,
  • Su,
  • Toprak,

kaynaklarının mevcut ve gelecekteki yönetimi ve geliştirilmesi sırasında ortaya çıkabilecek çevre problemlerini tanımlayabilen ve çözümleyebilen mühendisler olarak tanımlayabiliriz.

Bugün Türkiye’de su temini, atıksu toplama ve bertarafı kadar su, atık su, endüstriyel atık su arıtımı, katı atık yönetimi ve hava kirliliği kontrolü de önem kazanmıştır. Çevre Mühendislerinin çalıştıkları diğer alanlarını ve görevlerini ilerleyen zamanlarda sizlerle paylaşacağım.

çökeltim havuzu

Yazarın Bakış Açışıyla Çevre Mühendisliği

Thomas Kuhn (1922-1996) tarihçi, fizikçi, bilim felsefecisidir. Bilimsel bilginin ortaya çıkış sürecini incelemiş ve 1962’de yazmış olduğu ”The Structure of Scientific Revolutions” kitabında şöyle bir ifadeye değinmiştir: ‘’Her toplum genel bir egemen dünya görüşü yaratır, bununla bağlantılı olarak da bir egemen bilim paradigması yaratır.’’

Bu ifade, dünya ülkelerindeki bilimsel çalışmalara olan eğilimin; ideolojilerle, toplumların ve devletlerin algılarıyla birlikte olduğunu ifade etmektedir. Bu doğrultuda günümüzde çevresel önem taşıyan konulara değinmek istediğimizde karşımıza çıkan en önemli konulardan biri siyasi politikalar olacaktır. Günümüz dünyasını iyi yorumlayabilen bir mühendis hem üreteceği doğru teknolojiyi hem de doğru politikaları izleyen kimseler olmak adına ‘’doğru soruları’’ sormalıdır.

2.Dünya Savaşı sonunda batıdaki hızlı sanayileşme ile birlikte çevre sorunları akut ve kronik etkiler oluşturmaya başlamış ve batının gündemine oturmuştur. Çevre sorunları ile ilgilenen, hala çevreye değer veren ülkeler olarak batı ülkeleri görülmektedir. Oysa Thomas Kuhn’un ifadesine tekrar baktığımızda Orta Doğu’da bulunan Müslüman ülkelerin çevreye değer vermesi adına pek çok kutsal mesaj vardır.

Bunlardan biri Kuran-ı Kerim’de geçen “İnsanlardan öyleleri vardır ki işbaşına gelince, yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip etmek ve nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.”

Bakara Suresi’nin 20. ayetinde de ifade edildiği üzere çevrede fesada neden olacak uygulamalardan kaçınmalı ve çevreyi bu kutsal mesajın doğrultusunda ıslah etmeliyiz. Orta Doğu’da bulunan Müslüman ülkelerin tekrardan çevre bilincine ulaşmasını ve kendi değerlerine sahip çıkmasını temenni ediyorum.

Buradaki ifadem de bilime ve çevreye değer vermesi gereken tek bir dinin olduğu algısına düşülmesin. Bütün dünya insanlarının bilimi ve çevreye değeri en üst düzeyde tutmalı. Bilimi, silah ve savaş makinelerini üretmek için kullanan insanlarında çevre konusundaki ilerlemelerde herhangi bir içtenlikle hareket etmediği aşikar. Bu nedenle değerlerimize sahip çıkılması gerektiğini bir kez daha vurguluyorum

Ülkemizde de bilimsel çalışmalar yürüten, çevre bilincini, çevre teknolojilerini geliştirmek adına çalışma yapan her bilim insanın başarıya ulaşmasını temenni ediyorum.

Ve son olarak bu platformda çalışmalarımı kayda değer görüp, kendimi ifade edeceğim bu alanın oluşmasında büyük emekleri olan Yusuf Özdemir kardeşime teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir